
insanları uyarmaya çalıştım hep bugün
“yağmur geliyor dikkatli olun” dedim
bazıları duydu bazıları duymadı
bazıları anladı bazıları anlamadı
şemsiyeden hiç bahsetmedim
ya da yağmurluktan
basit şeyler anlattım onlara
“yağmur geliyor” dedim
daha basit ne diyebilirdim ki
ıslanacağını düşünmeyenleri aradım
suların üstünden atlamayacak olanları
kafasında çok şey olanları buldum
ıslandığını fark etmeyecek olanları
bir önemi yoktu aslında
sonuçta yağmurdu bu
yağardı
ama ya içi sıkılacak olanlar
ya hazır olmayanlar
bahara yakışan iyimser bir hale tutunmuşken
yağmura yakalananlar?
ben de beklemiyordum
ben de hazır değildim
baktım ki zaten
kimse de hazır değilmiş
bu yüzden bugün
yağmura yakalanmış gibi yaptık
hep birlikte
— - Aylak Adam, Yusuf ATILGAN
86 listens
Yorgun bir zihin.
Ve yorgun bir kalp.
Bencil insanlar.
Ve kime yüklesen ‘en’ sıfatını, bir şekilde seni acıtmaktan hiç korkmayan kişilere denk gelmen.
Zor şeyler var hayatta.
Senin kafaya taktıklarından da çok zor şeyler var.
Ve tüm bunlara karşı fazla düşünmeyi değil sadece nefes alıp zamana bırakmayı deniyorum ben.
Biraz daha bencilleşiyorum.
Daha da vurdumduymaz oluyorum.
En azından istiyorum böyle olmayı.
Ama o insanlar gibi başkasını üzüp mutlu olacak kadar bencil olmak değil benim istediğim.
Benimki ölçülü bencillik.
İnsanların egosunun seni üzmesine izin vermemek gibi mesela.
Yahut biri sana “benim için çok değerlisin” diyorsa ve seni hiç çekinmeden kırıyorsa zaman bırakıp, içini ondan uzaklaştırmak ve acını dindirmek gibi mesela.
Çünkü ben ne zaman zamana bıraksam bir insanı, hep çıkarmışımdır hayatımdan.
Ve ne kadar olmaz desen de sen, her güzel şeyin bir gün bittiği gerçeği var.
Ama yine de insan sadece yaşadıklarını yanına alıp hayatına devam edemiyor bazen.
Bazen canını acıtıyorlar, bile bile.
Ve ben böyle anlarda susmuyorum asla.
Arıyorum, yazıyorum ve söylüyorum içimdeki her şeyi.
Ve kendimden korkuyorum bazen, bir insanın canını acıtmaktan korkmazsam neler yapabileceğimden korkuyorum.
1777 listensYa acımı bilmeseydim?
Neye üzüldüğümü bilmemek daha büyük bir yıkım olurdu.Hergün başka bir acıya yakıştırmak kendini.Düşmek isteyip,düşememek bütün düş kırıklıklarından…Yaşam boyu sürerdi bu intihar.Deneyip deneyip ölememek gibi..Bütün kenti bombalamak isterdim o zaman..
Ama yine ben kalırdım altında yıkıntıların.Bazılarımıza gülümsemenin doğuştan verildiğine inanıyorum.Yoksa böyle uzun sürmezdi mutsuzluğum.Ah gülen insanları anlayamıyorum .Niçin komik yaşamak ?
Günün tüm yorgunluğunu, karmaşasını göğsünde uyuyarak atmak vardı şimdi.
ah ne hoş olurdu.
— Franz Kafka, Milena’ya Mektuplar
94 listens
Bir adam.
Uzun zamandır aklımda.
Ve bir gün.
Fark ettim ki tanımayı çok istiyormuşum o adamı.
Bunları yazarken O’na, her zamanki gibi kahvem elimde.
Bunlar onun için ilk satırlarım.
Tanrı biliyor beni, hiç çekinmeden yazarım sevdiğim adamlara.
Hiç korkmadan.
Ve bir şarkı eşlik ediyor parmak uçlarıma.
O çok seviyor bu şarkıyı, biliyorum.
Sevdiği başka şeyleri de bilmek istiyorum ama.
Hayallerini mesela, en sevdiği insanları, en sevdiği mekanları, en sevdiği yemekleri.
Kahveyi en çok nasıl sevdiğini.
Yahut sevip sevmediğini.
Gülünce sesinin nasıl olduğunu.
Sinirlenince ne hale büründüğünü.
O kadar üstü kapalı hem de o kadar açık yazmak istiyorum ki O’nu.
Korkuyorum ama, birilerinin anlamasından ve zihnimdeki büyüsünün bozulmasından.
Yorucu günler geçiriyorum.
Dersler arasında boğulmuşken, kesintisiz bir sohbetimiz de olamıyor onunla.
Çok kısıtlı konuşmalar bile yetiyor günlerce düşünmeme. Kimseye belli etmesem de çok istiyorum aslında O’nu.
Ve birkaç şey daha istiyorum tanrım.
Hep çok isterim zaten, biliyorum.
Aklının birinde kalmış olmasını istemiyorum mesela.
Yüreğinin bir acıyı taşıyor olmasını da.
Biliyorsun tanrım, benim yüreğinde sevda taşıyan biriyle savaşacak gücüm yok.
Aslında anlatsın istiyorum biraz.
Böyleyken böyle oldu desin. Bundan böyleyim.
Sadece sevdiği tınıları bilmek yeter mi bir adamın yüreğine dokunmaya?
Yeter diyorum.
Yetsin istiyorum aslında.






